23 Şubat 2011

yol!



Darmadağınım, karmakarışık.
sallanıyorum bir otobüsün koltukları gibi.
hep bir yere gidiyorum,
nereye gittiğimi bilmeden.
inemeyeceğim terminalleden geçerken.

otobüs camından yansıyan kendi silüetim
bana bakıyor arkasında gerçeklik
bir süre yaşiyor uzaklarda,
ama yakına gelince hızla geciyor
zaman bu yollarda.

arayacağım şeyi bilmiyorum,
aradiğımı bile bilmiyorum
beni birinin arayacağıni bile bilmiyorum.
eylülde yollara düsüyorum
tatillerde ise ağlıyorum sanırım

melankolinin dibindeyim,
ömrümün en karmaşık yerindeyim,
kararlarimı inada bindirerek
verebileceğini sanan
bir yolcuyum, yolu belli olmayan...

27 Aralık 2009

Günün bloğu olmuşuz haberimiz yok :=)

Askerlik görevimin henüz ilk günlerini geçirdiğim için internete giremiyordum. Dolayısıyla bloğa da bakamadım hiç. Cuma günü yemin edip haftasonu iznine çıktıktan sonra ancak cumartesi internete girebildim. Maillere bakarken bloxoo dan gelen yorumlar dikkatimi çekti nedir ne değildir diye bakarken bir de baktım cuma günü günün bloguymuşuz. Yani tam askerlik andı içtiğimiz gün günün bloğu bizim blogmuş. İlginç bir süpriz oldu.  Haftasonu tatili de hemen bitti. Şimdi kışlaya dönme vakti. Tekrar görüşmek üzere :=))

13 Aralık 2009

saatler geçtikçe



Saatler geçtikçe hayatlarımız birer birer tükeniyor.

Ferhad askere gidiyor, ben ise iş, ev ve okul arasındaki mekiklerimi hızlandırarak daha da bir değiştiriyorum. Fakat hayatlarımız hiç mi değişmiyor? Hayatlarımız da bize farklılık katacak saatlerimiz hiç mi olmadı? Hastalığımız, sağlığımız kadar değerli oldu mu acaba?





Kim ne derse desin, saatler akıyor biz bazı şeylerin değerlerini anlasak da anlamasak da... Ama mühim olan şeyleri hep kaçırdığımız gibi bunları da kaçırıyoruz, ve hep arkasından küçük bir "ahh" çekerek ilerliyoruz.

Bu haftaki konumuz saatler. O yüzden yeni aldığım kurmalı çalar saatimi bana bazı şeyleri daha net hatırlatması için kullanmayı düşünsem de, sesi çok çıktığı için ev haklı buna pek razı olmadı...

31 Ekim 2009

Ramazan Günlüğü(8):Nerde Kalmıştık?

Uzun zaman oldu yaz(a)mayalı ama o kadar çok anlatacak paylaşacak şey var ki. Ne paylaşsak o kâr. Ramazan geride kalalı epey oldu ama onca fotoğraf öylece kaldı. İşte bu yüzden yazmaya fırsatım olduğunda önceliği yine ramazanda çektiğim fotoğraflara vermek istedim. Bu küçük girizgâhtan sonra fotoğraflara geçebiliriz. Evet en son nerde kalmıştık hatırlayalım. Hımm vapurdan iniyorduk :)

İşte vapurdan İndik gün batmış ama kızıllığı hala devam ediyor. Ezan okunmak Üzere İftara yetişemeyeceğim. Bari fotoğraf çekeyim.

Fotoğraf çekenleri çekmek benim için ayrı bir zevk. Gerilerde durup manzarayla birlikte onları da çekiyorum.

Önce çekim sonra kritik. Olmadıysa bir daha :)

Kameramın beyaz ayarını renk sıcaklığına alıp kelvin değerini düşürüyorum. Bu şekilde zaten azalan kızıllık yerini maviliğe bırakıyor.
Bu görüntü gerçekten muazzam.
Işıklar, renkler, mahya hepsi ayrı güzellikte...

Aynı görüntüyü defalarca çekiyorum.

Çekenleri çekmeye devam.

Tabi bu arkadaşlar yabancı turist olduğu için iftara yetişme kaygıları da yok. Ortamın tadını çıkarıyorlar...

Şimdilik yazımızı boğaza karşı çekilmiş bol 'noise'li hatıra fotoğrafıyla noktalayalım. Noise bazı fotoğraflara yakışıyor bence...

15 Eylül 2009

bikaç değişik yüz

Geçenlerde Eminönü Üsküdar iskelesinde durup çektiğim birkaç değişik yüzü paylaşmak istedim. Bazen kimin ne düşündüğünü anlamak çok zor oluyor fakat genelde yüzler düşüncelerin aynası











11 Eylül 2009

bir damla, bir dua, bir ışık

Söylemek istenen o kadar çok şey varki, ay Ramazan olunca daha bir fazla...

Bazen bir damla olur yavaş yavaş akar içimizdekiler...



Bazen bir dua olur, bir yakarış olur...



Bazende bir ışık olur demirlerin ardında...



Gönlümüzün hep açık olması dileğiyle...

NOT : Sonunda fotoğraf makinam geldi. Blogca Sony kullanıyoruz artık. Benim makinam Sony A330, çok hoşuma gitti.