Bir yandan İstanbul'un grub vaktindeki o mest eden manzara-i umumiyesini seyrederken ve kendimce fotoğraflarken bir yandan da yolcuları gözlemliyorum.
Özellikle dikkatimi çeken yabancı turistler oluyor. Gördükleri güzellikler neticesinde memnuniyetleri yüzlerinden okunuyor. Tüm bu ramazan ve oruç hengâmesine dışardan bakan biri olmanın da verdiği rahatlıkla her şeyi ilgiyle ve merakla takip ediyorlar. İftara yetişme kaygıları yok. O an için onların bir tek kaygısı var:
Sönüp giden güneşin son ışıklarını ve çok kısa sürecek olan akşamın maviliğini-Ramazan ayının kendine has atmosferiyle birlikte-fotoğraflara sığdırma telaşesindeler. Bol bol fotoğraf çekiyorlar. Tabi bende boş duracak değilim. Bir yandan iftara davetli olduğum eve ne kadar geç kalacağımı kestirmeye çalışırken bir yandan da fotoğraf çekiyorum.
Fotoğraf çeken insanları görünce nedense şipşakçılık özelliğim meydana çıkıveriyor. Çaktırmadan yada direkt göz göze geldikten sonra bir kaç kare de olsa çekiyorum onları. Tabi çaktırmadan çektiklerim daha makbul. Zira daha doğal oluyor.
Şimdilik burda noktalayalım günlüğümüzü. Bir sonraki yazıda dijital fotoğrafçılık hakkında ders niteliğinde bir hatırlatmada bulunacağım ve örneklerini göstereceğim.
Vapurdan da ineriz artık :=)))
0 Yorum:
Yorum Gönder