• Ana Sayfa
  • Gönderiler RSS
  • Yorumlar RSS
Blue Orange Green Pink Purple

Üsküdar'a İnerken...

...aldı da bir yağmur.

Evet o güzel katibim şarkısını hatırladınız. Ama fotoğrafla ne alaka diyebilirsiniz. Fotoğrafla alakası yağmurun yağması ve mekanın Üsküdar olması. Gerisi hikaye...




Yine bir yaz günüydü. O gün Üsküdardaydım. Hava hiçte fena değildi. Hatta günlük güneşlik denir ya işte öyleydi. Ne olduysa bir anda oldu ve yağmur bastırıverdi. Hemde ne yağmur, sağnak sağnak. Herkes hazırlıksız yakalanmıştı ve bir taraflara sığınma telaşındaydı. Yollarda, kaldırımlarda, sağda solda bir karmaşa hakim. Normalde umursamaz olan ve hafifçe ıslanmaktan zevk alan ben; başlarda yine umursamaz bir şekilde ıslanmaya niyetliyken, yağmurun şakası olmadığını anlayınca kendimi bir bankanın saçakları altında buluverdim. Tabiki tek başıma değilim ve o daracık yere onlarca insan sığınmış nasıl sığmışsak? İşte bu fotoğrafı da orda çektim. O sırada sığınak bulamayanlar çok fena ıslandı. Hatta bir kadın eteğini tutmuş sıkıyordu ve abartısız şırıl şırıl su aktı. Yollar falan dere gibiydi adeta. Yağmur hafiflediğinde bile karşıdan karşıya geçeceklerin kimisi uzunca bir süre geçebilecek yer aradı. Bulamadıklarındaysa gözünü karartıp yürüdüler suya. Yani zaten ıslandık zaten der gibi. Bu olay yaklaşık üç yıl önceydi. Şimdi nerden çıktı derseniz. Dünde yine çok güzel bir yağmur yağdı. Ama bu sefer evdeydim. İşte dünkü yağmur bana o günü ve yukardaki fotoğrafı hatırlattı.
Read More 3 Yorum | Yazan fero+ edit post

Logo Tasarımı

Dün bloxoo da bir arkadaş sitesinde(cakmablog.com) destek amaçlı özgün içerik barındıran beş blogun reklamını yayınlayacağını söyledi. Bende talepte bulundum ve memnun olacağımı söyledim. Nihayetinde bu beş blogdan biri de bizim blog oldu. Bende hemen oturdum ve basit bir logo tasarladım. Önce internetten bir film şeridi buldum. Film şeridi çokça kullanılan bir şey olduğu için ve kişiye özel herhangi bir nitelik taşımadığı için telif sorunu oluşturacak bir materyal değil. O yüzden kullanmakta bir sakınca görmedim. Önce o film şeridini photoshopta beyaz bir fona yerleştirdim. Sonrada blogumda kullanmış olduğum fotoğraflardan dört tanesini seçtim ve gerekli boyut ayarlamalarını yapıp film şeridine yapıştırdım. İşte taslak logomuz hazırdı. Hemen bir kopyasını kaydettim. Onu da picasa da açtım ve metin ekleme aracıyla "fotoğraf günlüğüm" yazısını ekledim. Neden yazıyı photoshopta değilde picasa da yazdım derseniz photoshop'un bende ki versiyonunda Türkçe karakter desteği yok fakat picasa da var. tün Bunlar yaklaşık 1015 dakika içinde halloldu. Fazla vaktim olmadığı için elimi biraz çabuk tuttum. Oldukça zevkliydi. İşte logomuz :

Read More 2 Yorum | Yazan fero+ edit post

Haftanın Makrosu (10):Gül ve Böcek

Bu Haftaki makromuz pembe bir gül ve misafiri.
Bir kaç farklı yakınlıkta fotoğraf ekliyorum ki boyutlar hakkında bir fikriniz olsun.



Biraz daha yaklaşalım, makinamızın müsaade ettiği kadar tabi.



Ve bu son fotoğrafta hemen üstteki fotoğrafın detayı yani bir miktar kırpılmış hali



Bu fotoğraflar bizim fakirhanenin mütevazi bahçesinden. Böcek tırtıla benziyor ama değil ve oldukça küçük. Ölçmedim ama göz kararı uzunluğu 10mm kadar bir şey, belki biraz daha fazladır. Emektar olympus'un hala iş yapar olduğunu görmek ne güzel.
Read More 2 Yorum | Yazan fero+ edit post

O Geri Döndü!



Bakalım n'olacak? Hesabı olan buyursun...



Bir kaç yıl öncesine dayanan can sıkıntısından yaptığım self timer çekimlerimden. Bu tür çekimlerden hatır sayılır bir arşivim olmuştu ama internete yüklediklerim hariç çalınan bilgisayarımla gitti.
Artık eskisi kadar uğraşmıyorum nedense. Bu fotoğrafı da fotokritiğe yüklemiştim. Orda gelen eleştirilerde korku filmlerini andırdığı söylenmişti.
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

İstanbul'u seyretmek(6): Rastgele



Yine bir İstanbul silueti. Şöyle bir baktım epey olmuş İstanbul fotoğrafı paylaşmayalı.
Fethipaşa korusundan inip, Üsküdar iskelelerine doğru giderken. Sanırım Paşalimanı diye geçiyor buranın adı. Bu fotoğraf aslında bir serinin parçasıydı ama artık diğerleri yok maalesef.

Balıkçılar halinden memnun ve bu işi büyük bir zevkle yapıyorlar. Bize de rastgele demek düşüyor.
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Anneler Günü mü O da Ne?

Başlığa bakılırsa baya geriden geliyorum. Hatta babalar günü ile anneler gününü karıştırdığımı sananlar bile olabilir. Olsun ziyanı yok. Benim için her ikisi de yok zaten. Bende mi bir tuhaflık var bilmiyorum. Böylesine günlerle hiç aram olmadı. Hatta doğum günümle bile. Bir keresinde iş olsun diye kutlayayım demiştim, heyhat hatırladığımda tam iki gün geçmişti doğum günüm. Sağolsun artık eş dost hatırlatıyor, feysbuk vasıtasıyla falan.

Peki bugün neden başlığı babalar günü değilde anneler günü olarak attım. (Ne de olsa ikisini de önemsemiyorum.) Çünkü o gün ve annem hakkında yazacaklarım vardı ve yazamamıştım. O gün annem buradaydı, yani İstanbu'da ve yanımda.
Gelmelerinin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmişti ve epeyce gezmiştik İstanbul'u. Arada bir benim bekar evine uğruyorduk. Mümkün mertebe az getiriyordum onları eve. Zira ne zaman eve gelsek annem hemen işe koyuluyor ve zaten yorgun argın geldiği evde temizlikti şuydu buydu iyice kendini yoruyordu. Oysa ben bunları yapmasını istemiyordum. Çünkü her ne kadar ortalama bir bekar evinden daha tertipli ve düzenli olsa da nihayetinde iflah olmaz bir bekar eviydi bizimki de. O kadar söyledim anneme:
Yorma kendini, sen gidince üç beş gün içinde yine aynı olacak buralar. Ama dinleyen kim. Bir türlü içi rahat etmiyor. Evde olduğumuz bir pazar günü onları evde bırakıp Ales sınavına girmek için çıkmıştım. Geldiğime ne göreyim annem evin altını üstüne getirmiş. Silip süpürmedik yer bırakmamış. Halıları bile çırpıp havalandırmışlar babamla. Yani o kadar çabam boşa gitmişti. Annem o güne kadar ki geçiştirdiğim ve izin vermediğim tüm işleri yapmıştı. Bizim pek gündemimizde olmadı ama işte o gün anneler günüydü. Gitmelerinden önce kendisine arzu ettiği bir şeyi(artık ne isterse) hediye etmek istedim istemedi.
Sebep?
- Zaten sana yeterince yük olduk. Bir sürü masraf ettin, bir de böyle sana masraf açmayalım. Ben fazla üsteleyince ikna oldu ama yine mütevazi bir şey aldı.

Böyle bir anne nasıl bir güne sığdırılabilir? Hayır hayır olmaz. Öyle bir günüm yok benim, olamaz. Bize koskoca bir ömür verilmişken hemde. Anneler günü mü? O da ne?
Ya babalar günü?
Unut gitsin.
Her gün bizim günümüz; ömrümüz oldukça, yaşadıkça.

Hem olayın farklı bir boyutu daha var. Annesini yada babasını daha da kötüsü ikisini de kaybedenler. İnsanların adeta gözüne sokarcasına reklam edilen böyle bir günde onlar ne yapacak, neler düşünecek? İçlerini bir burukluk kaplamayacak mı? Belki de hiç dolmayacak eksikliği daha derinden hissetmeyecekler mi? Vel hasılı kelam sevginin gösterişi olmaz, reklamı olmaz.



Bu fotoğrafı Piyer Loti tepesinde gezmeye gelmiş bir grup polisten biri çekti.Tabi üniformalı ve görevde değiller, onlar da İstanbul dışından gezmeye gelmişler. Ben babamla anne mi çekerken onlarda yamımızdan geçiyorlardı ve hoşlarına gitmiş olacak ki yanımıza gelene kadar bize baktılar ve ayaküstü bir kaç kelam ettik. En son yanımızdan geçerlerken:
-Allah muhabbetinizi artırsın dedi içlerinden biri tebessümle.
Bizde:
-Amin dedik. Hep birlikte. Dönüşte de bu fotoğrafı çektirdik aynı arkadaşa.

Allah muhabbetimizi artırsın ve hiç eksik etmesin. Böyle bir aileye sahip olduğum için çok şanslıyım ve ne kadar şükretsem az bence. Biz birbirimizi sevmek ve sevgimizi ifade etmek için böyle günlere ihtiyaç duymayız. Duyanlardanda olmayız inşaallah. Bizim sevgimiz günlerle, hediyelerle ölçülmez. Ama her ne vesileyle olursa olsun hediyeleşmekte güzel bir şey bunu söylemezsek olmaz.

İşte böyle. Babalar günü de geldi çattı. Babamla konuştum lakin ben yine geçiştirdim. Abimle konuşurken "benim öyle günlerle işim olmaz diyordum" o sırada babam aldı telefonu. Duydu mu bilmiyorum ama sanırım önemsemez. Yarın yine arar konuşuruz.

Fotoğrafın orjinali rekliydi fakat siyah beyazın büyüsüne inandığım ve böyle fotoğraflara daha yakıştığını düşündüğüm için renkliden sb çevrimi yaptım
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Metrobüsün Kusuru

Her ne kadar geçici bir çözüm olarak düşünülmüş olsada metrobüsün İstanbul trafiğinde oldukça faydalı olduğunu kimse inkar edemez heralde. Güzergahındaki ulaşım süresini kayda değer oranda düşürdü mesela.




İşe gidiş ve eve dönüş saatlerindeki yoğunluğu ve kalabalığı saymazsak daha nezih ve ferah bir yokculuk vaad ediyor. Birde benim için işe gittiğim günlerde sabah sporu yapmaya gerek bırakmıyor. Zira yaklaşık 15 dakika yürümem gerekiyor. Eskiden 129 numaralı Altunizade-Mecidiyeköy otobüs hattını kullanıyordum ve daha az yürümem gerekiyordu. Metrobüs kullanılmaya başladıktan sonra bu hat kaldırıldı.



Ama görünen o ki biraz aceleye getirilmiş ve bazı şeyler ihmal edilmiş. Metrobüs projesinin anadolu yakasına(Söğütlüçeşme-Zincirlikuyu) uzatılmasının yapılış aşamasının yerel seçimlerin hemen öncesine gelmesi dolayısıyla bu duruma şaşırmamak lazım. Bu projeye imza atan mevcut yönetim haliyle seçim propagandasında kullanmak isteyecektir. Hal böyle olunca da seçimlerden önce bitirilmiş olması gerekir.

Bu eksiklerden en önemlisi engelli asansörü ya da rampası mesela. Anadolu yakasında ki duraklarda henüz böyle bir şey göremedim. Avrupa yakasında tümünde olmasa da bazı duraklarda var sanırım. Daha önceden de dikkatimi çekmişti. Ama bizzat görünce daha da dikkat çekiyor. Sadece görmekle yetinmedim. Göstermek gerektiğini de düşündüm ve konuyu buraya taşıdım.



Hepsinde olmayabilir ama en azından Altunizade gibi yoğun kullanılan ana duraklarda olması şart bence. Aksi takdirde fotoğraflarda görülen manzaralar çıkıyor karşımıza.




Hem böyle olunca kullanılan araçların alçak tabanlı olması da pek bir anlam ifade etmiyor.



Acaba bunların yapılması için bir sonraki seçim kampanyasını mı beklemek gerekiyor?




Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Cinnet!


Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri, okumak istemediğimiz ama göz atmadan da geçemediğimiz:
Katliam gibi kazalar, vahşice işlenmiş cinayetler, entrikalar, tecavüzler, cinnet geçirip ailesini gözünü kırpmadan yok edenler...
Hırsızlar, gaspçılar, kapkaççılar, soyguncular, vurguncular, hortumcular, psikopatlar, seri katiller, zevk için adam öldürenler, tecavüzcüler, sapıklar, sübyancılar...

Gazetelerin üçüncü sayfalarında kaldığı müddetçe bizim için sorun yok. Ama ya bir gün bizim yada bir yakınımızın başına gelirse! O zaman ne olacak? Bu seferde aynı soğukkanlılıkla okuyabilecek miyiz?
Paylaşmayı, değer vermeyi ilke edinip; biraz daha hoş görülü, anlayışlı, dikkatli ve dürüst olarak daha yaşanabilir bir dünya sağlayabiliriz halbuki. Sevgiyle...
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Ihlamurlar Çiçek Açtı




O ömre bedel güzel kokusu, şifa kaynağı olması, çayı ve insanı ferahlatan koyu gölgesinin yanında hep bir şiiri hatırlatır bana ıhlamurlar. Bilenler hemen anımsamıştır zaten bilmeyenler için söyleyeyim; ünlü bir halk şairimiz olan üstad Bahaeddin Karakoç'un "Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman" isimli o güzel aşk şiiri. (Şiirin tam metnine ve Hasan Sağındık tarafından seslendirilmiş haline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.)

Burda pek kullanmadığımız ve alışık olmadığımız şekilde çektiğim Ihlamur fotoğraflarını bir video klip haline getirdim ve bahsettiğimiz şiirin İbrahim Sadri yorumuyla birleştirdim. Video tam istediğim gibi olmadı ve dailymotion sitesine yüklerken hayli kayba uğradı ama yinede burda paylaşacağım. Tabi daha sonra videoyu değiştirme hakkımı da saklı tutarak.



Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Yükleyen urusdam - Watch original web videos.
Read More 2 Yorum | Yazan fero+ edit post

Haftanın Makrosu(9): Karınca Günlüğü

Bu haftaki makromuz bir grup karınca. Keneden daha iyidirler bence:)



Çalışkanlık timsali karıncalar yerde ölmüş bir böcek bulmuşlar; işbirliğiyle yuvalarına doğru taşıyorlar. Rızıklarının peşindeler anlayacağınız. Onların rutin bir günü böyle geçiyor. Yerdeki kum tanecikleri de enteresan görünüyor. Sanırım daha önce hiç bu kadar yakından bakmamıştım.
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Yolculuk ve Ayrılık

Ayrılmak ne kadar üzücü bir olay benim açımdan, nedenini hala anlayabilmiş değilim halbuki.

Birinden, herhangi bir yerden ayrılmak ne kadar sorun yaratıyorsa da hayatımda bir o kadarda üzüyor beni. Aslında yaratılan bu sorun üzüntünün bir göstergesi...
Özellikle birilerini yolcu ederken, bazen iett otobüsüne bile bindirirken, içim sızlıyor , çünkü yol bu, yolculuk... Her nekadar gidilen yol belli de olsa, evren içerisinde "yolların kesişmesi" mümkünlük çerçevesinde olduğundan bizler hayatımızın neresinde kimlerle kimin için yolumuzun kesişeceğini bilemiyoruz. Tek bildiğimiz bu kavramın bizleri birileriyle ya da bazı olaylarla kesiştireceği.




Olaylar demişken, bunların çeşitleri türleri fiziksel olarak sınırlı olsa da bazen metafizik ögelerle karşılaştığımızı düşünürsek -olayları fiziksel olarak sınırlamak doğru değil- hayatlarımızın bizlere bahşedilmiş birer mucize olduğunu ve bu olayların bu mucizeleri süsleyen ilişkiler bütünü olduğunuda unutmamak gerekir sanırım.



İşte bu yüzden hayat, yolculuk, insan üçgeni var oldukça ben üzülmeye, gidenleri gittikleri anda düşünmeye sonra da unutmaya devam edeceğim, hayat onları tekrar uğurlayana kadar, bizler de onlar için, sevdiklerimiz için üzülmekten, onları düşünmekten ziyade ufak tefek işlere, dünya hayatına yönelmeye başlayacağız, halbuki bizler de birer yolcuyuz bu dünyada, herzaman hatırlamamız gereken bir hayatı ödünç almış ve onunla yolculuk eden birer yolcu...



Selametle, iyi yolculuklar...
Read More 0 Yorum | Yazan Melih Birim edit post

Batuhan



Bu fotoğrafı 2006 şubatında çekmiştim. Görüldüğü üzere küçük bir bebekti o zamanlar Batuhan. Uzun zaman görememiştim, geçenlerde yine görüştük. Kocaman olmuş kerata. Yine fotoğraflarını çektim. bu sefer sade bakışarak değil konuşarak da anlaştık :)
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Şefkat

Akşamın geceye döndüğü saatler, Üsküdar Valide Sultan Camisinin dış avlusu.
Kediler ve O. Birde ben ve Olympus'um.

Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post

Haftanın Makrosu(8): Kâbus Geri mi Döndü

Bu haftaki makromuz bir kene. Neden mi? Yaz ayları geldi ve kene bir kabus olarak yeniden hortladı. Gerçi bugünlerde domuz gribi daha sıcak bir gündem ama domuzun makrosunu çekemeyiz ve henüz karşılaşmadık bile. Hem bence domuz gribi şimdilik dışardan gelen bir tehlike kene ise ülkemizde daha yaygın ve zaten var olan bir iç tehdit...

Bir kelebek kadar estetik değil tabiki. Maksat biraz da değişiklik olsun. Görmeyenler, bilmeyenler görsün. Hep estetik şeyler sunacak değiliz :)
gelelim makroyu nasıl çektiğimize. Efendim olay şöyle gerçekleşti:

Fotoğraflarını çekmek için kelebeklerin peşinde dolaşırken birden bir kara kaplumbağası çıktı karşıma. İyi bari dedim bunu da çekeyim. Ama kaplumbağa öyle bir kapandı ki kabından başka bir şey görünmüyor. Başını çıkarmaya hiç niyeti yok. Hava da sıcak. Tam elim boş dönüyorum derken kaplumbağanın ayağının hemen yanına yapışmış olan bu "kene"yi gördüm. Elimden geldiği kadar çekmeye çalıştım ama çok küçük(yaklaşık 3 mm çapında) ve hava sıcak ve kaplumbağayı da rahat bırakmak lazım ki yoluna gitsin(kim bilir ne zaman varır). İşte sonuç:


fotografı daha büyük görmek isterseniz üzerine tıklayın

Keneler çok acayip hayvanlar, gözle zor seçilecek ebatta başladıkları hayatlarında bir nohut yada fasulyeden daha büyük olabiliyorlar (tabiki kan emerek). Bu arada boş durmayıp bir sürü yumurta bırakıyorlar ve buldukları uygun ortamda fevkalade üreme gerçekleştiriyorlar. Uygun ortamlar genelde hayvanların kasık araları, kuyruk sokumu(kuyruğun altı ve tam olarak bittiği yer ve kulak içi gibi ulaşılması ve görülmesi güç yerler oluyor. Bunu düşünecek beyinleri var mı yoksa içgüdüsel olarak mı hareket ediyorlar orasını bilemem. Tüm bunları nerden biliyorum derseniz küçüklüğümde büyükbaş hayvanlarla yakından ilgiliydim ve onlar sayesinde bolca kene gördüm. Hatta keneleri patlatması acayip bir zevkti diyebilirim. O sıralar nadiren de olsa bana yapıştığı da olmuştur. Bende koparıp bir güzel ezmişimdir. Bereket Allah'tan o zamanlar şimdiki kadar riskli değildiler. Gayet sıradan haşerat cinsinden asalaklardı.

Bu kene taifesi malumunuz üzere parazit canlılar ve kanla bulaşabilen bir çok hastalığı taşıyıp yayma olasılıkları da çok büyük.( İşte olayın kâbus kısmı da burada başlıyor)
Son olarak geçtiğimiz yazlarda yaygın olarak rastlanan ölümcül "kırım kongo kanamalı ateşi" { ne acayip isim :) } hastalığını bulaştırdıkları görülmüştür. Bir çok insanımızın kâbusu olmuştur ve hatta ölümlere sebebiyet vermiştir. Bu sebeple uzak durulması gerekiyor. Anlayacağınız eskiden gönül rahatlığıyla gezilen, tozulan, hatta yatıp yuvarlanılan kırlar, çimler artık hiç tekin yerler değil. Bu konularda fazla umursamaz olan ben bile artık kamplarda vs. paçaları sağlama almadan otların içine ormana vs. girmiyorum :)



Bu fotoğrafı 2006 yazında çekmiştim. Peki neden şimdi paylaşıyorum derseniz yine yaz aylarına geldik ve maalesef yine kene ısırmasından hayatını kaybeden vatandaşlarımızın haberleri bültenlerde yer almaya başladı. Kâbus geri döndü yani. Özellikle kenelerin sıklıkla görüldüğü kırsal ve doğal ortamlarda bulunanların biraz daha dikkatli olması gerekiyor...

İyi seyirler...........
Read More 0 Yorum | Yazan fero+ edit post
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Fotoğraf Günlüğüm

  • Hakkımızda
      Sitemizin içeriği Ferhad Kaya'nın başlattığı Melih Birim'inde sonradan katıldığı fotoğraf günlüğü yazılarından oluşmaktadır. Temel prensibimiz içeriğin tarafımızdan oluşturulmasıdır. Nadiren ve özel durumlarda istisnaları olmakla birlikte tamamen telif fotoğraf ve yazılarımızı paylaşmaya özen gösteriyor olacağız. İstisna durumlarda ise alıntı içeriği ayrıca vurgulamayı ve kaynağını belirtmeyi ilke kabul ediyoruz.
  • Makro Günlüğü

    Orda Bir Köy Var Uzakta

    Son Yazılar

    Arşiv

    • Aralık (2)
    • Ekim (1)
    • Eylül (5)
    • Ağustos (7)
    • Temmuz (15)
    • Haziran (14)
    • Mayıs (10)
    • Nisan (27)
    • Mart (16)
    • Şubat (3)
    • Nisan (1)

    Ferhat Kaya Photography's Fan Box

    Ferhat Kaya Photography on Facebook
    Photography Art Blogs - BlogCatalog Blog Directory
    Add to Technorati Favorites
    bloggers
  • Ara






    • Home
    • Posts RSS
    • Comments RSS
    • Edit

    © Copyright Fotoğraf Günlüğüm. All rights reserved.
    Designed by FTL Wordpress Themes | Bloggerized by FalconHive.com
    brought to you by Smashing Magazine | Distributed by Deluxe Templates

    Back to Top